Türk sinemasının medarıiftiharı Şener Şen, “Değirmen” filminde Namık Kemal’in “Hürriyet Kasidesindeki “Çekildik izzed-ü ikbâl ile bab-ı hükümetten” dizelerini söylerken, o şahsına münhasır mimikleriyle “Pek de İzzed-ü İkbal ile olmadı ya” diye bir ekleme yapar! Bir sezonu daha geride bırakırken, pek de “izzetlü” olduğunu söyleyemiyoruz maalesef. Tabiat itibarı ile çıkanlar düşenler, sevinenler üzülenler, bu sezonu da “kazasız belasız” atlattık diyenler… Tüm liglerdeki şampiyonları kutluyor, düşenlere geçmiş olsun diyoruz; hayat devam ediyor seneye “Allah Kerim”. Ancak esas demek istediğimiz, bu sütunlarda daha önceleri çok kez dile getirmeye çalıştığımız futbolumuzdaki “kaos” durumunun devam etmesi ve de “sarmala” dönmesi hususudur. Hep söylediğimiz bir şeyi tekrarlamak çok hoş olmasa da mecburen söylemek durumunda olmak üzücü, ama Fuzuli’nin dediği gibi “Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” Görünen köyün kılavuz istemediği malumumuzdur; bu şartlarda gelecek sezonun bu sezondan farklı olmasını beklemek “saf dillilikten” öte olmasa gerek. Daha önce de bahsettiğimiz üzere dünyanın beş büyük liginde olan bitenle, bizim ligimizin gidişatının neredeyse taban tabana zıtlığı su götürmez bir gerçek. Bunu dile getirirken ne yabancı hayranlığımız ne de kompleksimiz söz konusu; sadece gözlemlediğimiz ve yaşadığımız gerçeği anlatmak amacımız. Aylarca süren “maçları durdurma” protestolarının yaşandığı Bundesliga’da, Bayer Leverkusen tarihinin ilk şampiyonluğunu kazanırken, kırılmadık rekor bırakmadığı gibi kendinden çok daha büyük bütçeli Bayern Münih hegemonyasına son verdi; tek bir nahoş hadiseyi ne duyduk ne gördük. Arsenal ve Manchester City yarışı son haftada City lehine bozulurken, son beş haftaya ağır favori giren Liverpool’un tüm kulvarlardaki hazin düşüşüne tanık olduk. Ama o Liverpool taraftarı, Anfield Road’daki muhteşem veda töreninde Jurgen Kloop’u, dünyanın ezbere bildiği şarkıları “You will never walk alone” (Asla yalnız yürümeyeceksin) ile uğurladılar. İspanya’da Real Madrid, İtalya’da İnter, Fransa’da PSG tarihlerinin belki de en kolay şampiyonluklarına imza atarken futbol dışı ne bir eylem ne de bir söylem duyduk. Ne yazık ki, bizim ligimizde bu güzellikleri göremediğimiz gibi, acil önlemler alınmadığı, yapılan hatalardan ders çıkarılmadığı sürece ufukta iyi şeylerin görülmediğini söylemek ne kehanet, ne de müneccimlik olsa gerek. “Fair Play”, yani temiz ve adil oyun; bunu istiyoruz, bunu bekliyoruz! Siyaset erbabına sesleniyoruz; telafisi imkansız acılar yaşamak istemiyorsak, asıl işinize odaklanın, futbolu çomaklamayın. Bu ülkede, başta (sayısı net olarak bilinmeyen) sığınmacı/mülteci (adına ne derseniz) deyin sorunu var; nasıl halledebiliriz diye ona kafa yorun! Kulüp başkanları; kulüpler sizlerin ne işyeriniz, ne de şirketiniz. Asıl sahiplerinin taraftarlar ve halk olduğunu unutmadan, toplumu germeden işinizi yapın. Şunu asla aklınızdan çıkarmayın; ne ilksiniz ne de son olacaksınız! TFF ve MHK; bu işin öznesi sizsiniz, eyyamcılık yapmayın, hatayı hatayla kapatmaya uğraşmayın. Özellikle MHK ve hakemlerimiz; çok ama çok başarısız bir sezon geçirdiğiniz aşikâr, bu kadar “teknolojik” imkân varken çok daha iyisini yapabilirsiniz! “Fair” bir yeni sezon umuduyla, “Enseyi karartmadan…”

Ne Olur Hayatı Ertelemeyin…

 Sevdiğiniz, kalbinizin en müstesna yerine koyduğunuz bir insan; kar suyu gibi bir anda kayıp gitmiş, rüyanızda görseniz inanamazsınız!  Ne olur keşke demeyin, yaşamı ertelemeyin. Sevdiklerinizi, dostlarınızı, selam alıp verdiklerinizi, hatta sevmediklerinizi ihmal etmeyin! Bakarız hele demeyin, o an son gördüğünüz an olabilir, bayramı dahi beklemeyin, yüreğinizde bir hançerle yaşamaktansa bu hamleyi hem de behemehâl yapmanın tam da zamanıdır… Bana bu hisleri düşündüren, bu cümleleri yazmaya yönelten, sevgili Filiz Özyalçın Özüberk’in ani kaybı ve bunun getirdiği dayanılmaz acı. Güle güle Filiz, melekler yoldaşın olsun…  Gülen yüzünle bu dünyadan gider oldun, kalanlara selam olsun…

DIPNOT 1: Burdur Devlet Hastanesi’nde üç hastanın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan “diyaliz faciası”, yenir yutulur bir hata değildir, en hafif söylemle “ağır bir ihmaldir”. Adalet mekanizması derhal işlemeli ve hukukun gereği yerine getirilmelidir. “Soruşturmanın selameti” açısından başta hastane başhekimi olmak üzere, ihmali olanlar derhal açığa alınmalıdır…

DİPNOT 2: Şampiyonlar ligi finali; Borussia Dortmund- Real Madrid. Tüm futbolcuların hayali, kuşkusuz dünyada yılın maçı. Dortmund takımında Emre Can, süre almasa da Salih Özcan, şampiyon Real Madrid’de oyuna girmese de Arda Güler çocuğumuz. O seremoniye çıkmak, o madalyayı boynuna geçirmek bile büyük onur. “Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” hesabı, başta aileleri, ne kadar gururlansak yeridir…

NOT 1: 29 Mayıs 1453, dünyanın en önemli fetihlerinden birisi olan İstanbul’un Türklerin eline geçmesinin tarihi. 7. Osmanlı padişahı 2. Mehmet, ya da tüm dünyanın bildiği adıyla Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusunun muhteşem zaferine tanıklık eden, çağ açan tarih! Başta Fatih Sultan Mehmet Han olmak üzere, bu uğurda canını kanını veren tüm ecdadımızı rahmetle, şükranla anıyoruz. Ruhları şad olsun…

NOT 2: Kazım Orbay; dünyanın en haklı, en onurlu, en meşakkatli “Kurtuluş Savaşı’nın” komuta kademesindeki generallerimizden birisi, Cumhuriyetimizin 3. Genelkurmay başkanı, kurucu meclis başkanı. 3 Haziran 60. vefat yıldönümünde anıyoruz, saygıyla, minnetle. Ruhu şad olsun…

NOT 3: Behiye Aksoy; musikimizin kraliçesi, o billur sesiyle seslendirdiği şarkıları hala ve her an büyük keyifle dinlediğimiz bir büyük sanatçı. “Bir garip Yolcu’dan tutun, Kapın her çalındıkça ’ya” kadar… 31 Mayıs 9. vefat yıldönümü idi. Saygı ve rahmetle anıyoruz, ruhu şad olsun

NOT 4: Ahmet Uğurlu; sinema ve tiyatromuzun “işini iyi yapan” insanlarından biriydi, iş dışı olaylarla gündem olduğuna şahit olmadık. 30 Mayıs günü kaybettiğimiz haberini aldık maalesef. Güle güle Ahmet Uğurlu, mekânın cennet olsun…

FİLM: Çöl Aslanı Ömer Muhtar. Yönetmen: Mustafa Akkad. Başrollerde: Anthony Quinn (3 Haziran 23. vefat yıldönümü anısına), İrene Papas. Yapım Yılı: 1981.

Eski otobüs şoförlerinin mutlaka bir lakabı vardı, rahmetli Necmi (Koçak) abininki de “Sarhoş” tu. Sivas otogarından hareket eder etmez koyar kaseti, dönüşte İstanbul otogar çıkışında aynısını yapar, yolcularına mutlaka izletirdi bu filmi! Bu tür filmlerin büyük oyuncusu Anthony Quinn, Libya’nın milli kahramanı Ömer Muhtar’ı canlandırırken, Mussolini liderliğindeki faşist İtalyanlara karşı yapılan direniş ve mücadeleyi anlatan bir beyazperde şaheseri…

ROMAN: Eskici ve Oğulları – Orhan Kemal. (2 Haziran 54. vefat yıldönümü anısına). Yayım Tarihi: 1962

Bir bacağını Trablusgarp’ta bırakan “topal” bir eskici ve aile efradı üzerinde dönen, buram buram “Çukurova kokulu” edebiyatımızdan şahane bir başyapıt…

 

ŞİİR: Gözleri- Edip Cansever (28 Mayıs 38. vefat yıldönümü anısına…)

 

Sanki hiçbir şey uyaramaz

İçimizdeki sessizliği

Ne söz, ne kelime, ne hiçbir şey

Gözleri getirin gözleri.

 

Başka değil, anlaşıyoruz böylece

Yaprağın daha bir yaprağa değdiği

O kadar yakın, o kadar uysal

Elleri getirin elleri

Diyorum, bir şeye karşı komaktır günümüzde aşk

Birleşip salıverelim iki tek gölgeyi.

YANLIŞ: Yokturdur!

DOĞRU: Yoktur.

 

GÜNÜN SÖZÜ: “İnsan insana iyi gelmeli. Gelmeyecekse hiç gelmemeli.Nazım Hikmet Ran. Son eşi Vera, Haldun Taner’e anlatıyor Nazım’ı; “Her ne kadar dünya insanı olsam da benim ben olmam için yılın en az 3-4 ayını Türkiye’de geçirmem lazım.” Vatan özleminin tarifine bakar mısınız? 3 Haziran 61. vefat yıldönümü büyük Usta’nın. Özlemle, hasretle anıyoruz. Ruhu şad olsun…

OYUN: “Şiddet kılıktan kılığa giren bir oyuncudur.” Byung Chul Han

ARZUHAL: “Arzumuzun hedefine giden bütün yollar uzundur.” Joseph Conrad/Metis

NORMAL-ANORMAL: “Biralar soğuk mu dedim/ Dedi ki normal/ Peki ya havalar?/ Valla gayet normal/ İşler dedim, gidişler dedim/Hepsi normal/Peki dedim ya sen, ben?/ Dedi ki normal/Peki biz, ikimiz?/Valla gayet normal/Halimiz dedim/Ne derse beğenirsiniz? /Normal/Mmm biri anlatsın hemen/ Nedir bu normal?/ Mmm canım sıkıldı artık/ Yoksa ben miyim anormal.”  Bülent Ortaçgil/Normal

İNSAN ÜZERİNE: “İnsanı öteki canlılardan ayıran, geçmişe ve gelecek olana duyduğu aidiyet hissidir.” John Berger/Metis

ÜTOPYA: Cep telefonu, televizyon ve internet bağımlılığının had safhaya ulaştığı Terravenenum’da GK (Gerçeklik Kaybı) salgınının ilk kurbanı, karantina altına alındığı hastanede yaşamına son verdi. Metis

RÜYA: “Bir halk inanışına göre rüyaların aç karnına anlatılması, gerekir. Çünkü bu durumda insan uyanık da olsa henüz rüyanın hükmünden kurtulamamıştır. Sabah yüzümüzü yıkadığımızda yalnız vücudumuzun yüzeyi ve kaslarımız güne başlar, çok daha derin katmanlardaysa rüyanın gri gölgesi, sabah tuvaletine rağmen varlığını sürdürür, hatta uyanıklığın o ilk saatlerinin yalnızlığında kendini daha bir koyulaştırır.” Walter Benjamin

YALAN:Birazcık gerçek, yalanın yutulmasını kolaylaştırır.” İtalyan Atasözü

DELİ: “Delilik bir şeyi sürekli aynı şekilde yapıp, farklı sonuçlar beklemektir.” Albert Einstein (‘e atfedilir)/ Metis

HAYAT-MEMAT: “Ölümden korkmuyorum. Doğmadan önce milyarlarca yıl boyunca ölüydüm ve bundan en ufak bir sıkıntı duymadım zira.” Mark Twain/Metis

SADî-İ ŞİRAZİ’DEN: Kükremiş ve saldırıcı fille savaşmak aklın alacağı ve akıllı insanların kabul edecekleri bir hareket değildir. Böyle bir kimseye mert demezler ve bu hareket mertlik değildir. Mert adam kimdir ve mertlik nedir bilir misin? Öfkelendiği vakit bile hakikatten ayrılmamak. İşte mertlik budur. Hiddetlendiği sırada yanlış konuşmayan; mert adam da işte böyledir.

TEBESSÜM: Fakir bir Bektaşi dilenmek üzere bir evin kapısını çalmış, suratsız bir kadın kapıya çıkmış. Bektaşi sadaka isteyince, kadın hayır diyerek onu kovmak istemiş. Ancak Bektaşi dilenmekte ısrar edince kadın: “Çabuk git buradan, yoksa içeriden kocamı çağırırım!” diye tehdide başlamış. Bektaşi kadına: “Bu imkânsız işte!” demiş, “Kocan evde olamaz!” Kadın şaşırmış: “Sen nereden biliyorsun bunu?” diye sormuş. Bektaşi’nin cevabı hazırmış: “Çünkü senin gibi somurtkan karısı olan bir erkek ancak uyumak için eve gelir!”