Lohusa Sendromu Nedir?

Doğum yapan her 100 kadından 10-15'inde lohusa sendromu görülebilir. Lohusa sendromu, lohusalık döneminde yaşanan duygusal dalgalanmaların daha şiddetli ve uzun süreli olması durumudur. Lohusa sendromu belirtileri şunlardır:

Sivas’ta iki Takım Hata Yapmak İstemiyor Sivas’ta iki Takım Hata Yapmak İstemiyor

Doğum sonrası başlayan ve ortalama 6 hafta devam eden lohusalık dönemi, anneler için hem fiziksel hem de duygusal açıdan zorlayıcı bir süreç olabiliyor. Bu dönemde anneler, hormonal değişimlere bağlı olarak duygusal, biyolojik, fiziksel, toplumsal ve psikolojik değişiklikler yaşıyor.

Yaygın Lohusalık Belirtileri:

  • Duygusal Dalgalanmalar: Anneler doğumun ardından kendilerini mutsuz, karamsar, üzgün hissedebilirler. Hayattan zevk alamama, bebeğine yeterli sevgi hissedememe, dışarı çıkmak istememe gibi duygular yaşayabilirler.
  • Uyku ve İştah Bozuklukları: Aşırı uyku hali ve aşırı iştah ya da tam tersi uykusuzluk ve iştahsızlık gibi durumlar görülebilir.
  • Fiziksel Rahatsızlıklar: Doğumdan sonra dikişlerin iyileşmesi, hormonal değişimlere bağlı ağrılar, yorgunluk gibi şikayetler yaşanabilir.
  • Toplumsal Uyum Zorluğu: Anneler, yeni rollerine alışmakta zorlanabilir ve çevrelerinden yeterince destek alamadıklarını düşünebilirler.
  • Psikolojik Sorunlar: Bazı annelerde lohusa depresyonu gibi daha ciddi psikolojik problemler ortaya çıkabilir.

Lohusalık sürecinin önemli olduğunu belirten Salihoğlu, “Bazen hastalarımız, kadınlarımız bu durumu gizledikleri için ya da çok farkına varamadıkları için ortaya çıkması da gecikebilir. Toplumda her doğum yapan kadında lohusa sendromu görülme riski vardır. Her 100 doğum yapan kadının 10-15 ‘inde de görülebilir. Aslında bu oranlar daha fazla ama kadınlar paylaşmadıkları için oranlar biraz daha düşükmüş gibi algılanıyor. Doğumu zor olan hastalarımızda, travmatik bir doğum yaşamışsa, prematüre bir doğum yaşamışsa, daha önce gebelik döneminde depresyon şikayeti varsa, ailesi ile ve eşiyle problemi olan hastalarımızda lohusa sendromu risk altındadır. Daha önce gebelikte anksiyete ya da sosyo-ekonomik düzey olarak düşük seyreden hastalarımızda lohusa sendromunu daha fazla görüyoruz. Yapılan çalışmalarda; normal doğum yapanlarda, sezaryen doğuma oranla, daha fazla lohusalık sendromu görüldüğü belirtiliyor. Çalışan annelerde de çalışmayan annelere oranla daha fazla görülüyor’’ şeklinde konuştu.

“Herkeste görülebilen ve tedavisi mümkün olan bir durum”

Salihoğlu, bu süreçte annelerin bebeği reddetme, kötü davranma, beslememe durumunun olabileceğini belirterek “Bazen lohusalık sendromunda, bebeğini kucağına aldığında yeterli sevgi hissedemediğini söyleyen anneler oluyor. Ya da ‘Anne olamadım mı?’ diye düşünenler oluyor. Bebeği reddetme durumu görülebiliyor. Bazen kötü davranma, emzirmeme, bakımını yapmama gibi tepkilerle karşılaşabiliyoruz. Bu süreçte anneler bebeğine gerçekten kötü davranma meyillin de olabiliyorlar. Bu süreçte mutlaka psikolojik ve psikiyatrik destek almalarını öneriyorum. Mutlaka eşiyle, hekimiyle, aile hekimiyle ya da kadın doğum hekimiyle mutlaka paylaşılmalı. Çünkü bunlar önlenemeyen şeyler değildir. Herkeste görülebilen bir durumdur. Tedavisi olmayan bir durum değildir. Genelde konuşarak ya da bazen psikolog desteği alarak da ortadan kaldırılabilir. Bazen psikoza kadar ilerleyebilir. O zamanda ilaç tedavisi ya da psikiyatrik destekte öneriyoruz mutlaka. Bu süreçte aileye ve eşe çok fazla destek düşüyor’’ ifadelerini kullandı.

“Kendimizi yıpratmamızın bir anlamı yok’’

Op. Dr. Salihoğlu, annelerin egzersiz yapmalarını, yürüyüş yapmalarını ve eşleriyle vakit geçirmelerinin Lohusalık Sendromuna iyi geleceğini belirtti.

Op. Dr. Salihoğlu “Bazen eve yeni bir bebek gelmenin heyecanıyla bütün ilgi bebeğe kayabiliyor. Anne burada kendini değersiz, sevilmediğini, artık ikinci planda olduğunu hissedebiliyor. Bazen bu hissiyatta annelerimizi lohusalık sendromuna sokabiliyor. O yüzden ailede bebeğe bakımı açısından destek olup, eşler yeri geldiğinde mutlaka annelerimizle birlikte ayrıntılı vakit geçirmeliler. Annemize bu süreçte en önemli tavsiyem mutlaka kendisine vakit ayırmasını öneriyorum. Bolca dinlenmesini, uyku düzenini oturtmasını, ailesinden bebek için yardım almasını, eşiyle birlikte yalnız olarak dışarı çıkıp birlikte vakit geçirmelerini öneriyorum. Ya da annemizin arkadaşlarıyla birlikte vakit geçirmesini öneriyorum. Bolca egzersiz yapabilir, yürüyüş yapabilir, televizyon izleyebilir, sosyal medyada anne bloklarını takip edebilir. Hayatta her şey rol olduğu gibi annelikte bir roldür ve oynadıkça, öğrendikçe bizler öğreneceğiz. O yüzden kendimizi yıpratmamızın bir anlamı yok. Mutlaka önemli olan sevgi temeline dayalı, bebeğiyle birlikte vakit geçirerek bu süreci birlikte atlatabileceklerini düşünüyorum” ifadelerine de yer verdi.